PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Borneo geleneksel dayak dövmesi,tattoo history


Dragon
05-12-2008, 12:58 AM
Ruhlar Alemi: Borneo’da Geleneksel Dayak Dövmesi

Borneo – dışarıdan bakan birçok kişi için bu isim engelleyici ve izole vahşi hayatla eşdeğerdir, nemli yağmurlarla ıslanmış, tehlikeli ve terkedilmiş bir yerdir. Avrupalıların Asya’da ilk ziyaret ettikleri yerlerden birisi olmasına rağmen, haritada en son işaretlenen yerlerden olmuştur.
Borneo dünyadaki üçüncü en büyük adadır. Adada altı büyük ve birçok küçük nehir yoluyla bölünmüştür ve bu yollar orada yaşan Dayak olarak adlandırılan yerel halk için ticaret ve iletişim yolları olarak kullanılmaktadır. Dayak, “iç” veya “denizden uzak” insan anlamındadır ve Borneo’da yaşayan yerel kabile halklarını tanımlamak için kullanılır ki bunlardan her birinin kendine ait farklı dilleri ve kültürleri vardır. Borneo’da yaşayan yaklaşık üç milyon Dayak - Ibans, Kayans, Kenyahs ve diğerleri – vardır. Çoğu grup yerleşik hayata geçmiştir ve kayan, yağmurla beslenen alanlarda prinç yetiştirerek geçinmektedirler ve gelirlerini zencefil, biber, kakao, hurma yağı gibi ihracat ürünleriyle desteklemektedirler. Ancak halen daha yüzlerce Penan ve avcı-toplayıcı bedevi ormanda hızla yok olmaya yüz tutmuş geleneksel hayat tarzını devam ettirmektedirler.

19ncu yüzyılın ortasında misyonerler, tüccarlar ve bir avuç kaşif tarafından hazırlanmış raporlar dışında Dayak’lar ve gelenekleri hakkında hiçbir şey bilinmemektedir. Yabancılar için kesin olan tek bir şey vardı: bu adada pagan tanrılarına ve ruhlarına tapan ve bilgileri ile yetenekleri bu toprakları onların evi yapmış “ilkel” insanlar yaşamaktaydı.

Ancak 1900’da Borneo için olan antropolojik ilgi tavan yaptı; bunun sonucunda birkaç Hollanda ve İngiliz müzesinin ilgi odağı oldu. Bunu takip eden birçok etnolojik hesap sonucunda, üretilmiş olan en ilginç maddelerin bazıları Dayak’ların geleneksel dövme uygulamaları üzerinde toplandı. Dövmeciliğin geleneksel Dayak kültürüyle birçok açıdan bağlantılı kutsal bir aktivite olduğuna inanılıyordu, özellikle de ruhlara tapınılması ve kafaavcılığı konularında.


Ruhlar, Tanrılar, Atalar ve Yaşam Döngüsü


Dayak’lar arasında tüm hayatın –hayvan, sebze veya insan farketmez- ruhani bir tarafı vardı. Balta girmemiş ormanlarda yaşayan ruhların her zaman için gönülleri alınmalıydı ve hiçbir zaman kızdırılmamalıydılar. Yakın zamanda, İban’lar ile seyahat eden Vince Hemingson demiştir ki bir kişi çişini yapmak istediğinde ruhlardan kendisine hareket fırsatı tanımaları için izin istemelidir: “Hiç kimse önlerinde durmakta olan görünmez bir ruhun üzerine çişini yapmak istemez ve hiç kimse bir ağaca işemez, ağacın kimin evi olduğunu bilemezsiniz ve kesinlikle birisinin evine çişinizi yapmak istemezsiniz”. İyi ve kötü ruhların (İban:antu) birçok güçleri vardır; pirinç işleme teknikleri, tekstil dokuma teknikleri ve dövme teknikleri temin ederlerdi. Ruhlar insanlara genellikle rüyalarda gelirlerdi ve dövme sanatçıları bile belirli ruhların koruması altındaydılar. Rüyaların tanrıların ya da tanrılaştırılmış atalarının vahiyleri olduğuna inanılırdı ve tüm Dayak’lar günlük işlerini buna göre düzenlerlerdi.

Dayak cenneti ruhani enerjiyle dolu bir kainattı ve bu ruhlar varlıkları ve eşyaları hayat enerjisiyle şarj ederlerdi. Bu ilahi alem, bu dünyanın zamanından ve kurallarında ayrıydı, orada ikamet edilebilmesi hayatınızın her aşamasında yaptıklarınıza, tanrılara ve atalara bağlıydı. Doğumda her Dayak mükemmel doğa hediyelerine sahip olurdu: akıl, vücut ve birkaç ruh. Bu bileşenlerin tümünün hayat deneyiminiz boyunca “tamam” olması gerekmekteydi ki yaşam sonrası kutsal aleme geçiş yapılabilsin. İban inanışlarına göre kişinin ruhlarından birisi kafada yer alırdı ve diğer bir insanın kafasını alarak onun ruhuna, statüsüne, gücüne ve yeteneğine sahip olabilirdiniz. Bu yüzden insan kafalarının alındıktan ve muhafaza edildikten sonra ritüellerde saygı görmesi şaşırtıcı değildir: ruhlar kafaya alan gruba adapte olur ve kendisini yakalayanlara yardım etmesi için ikna edilir.

Dayak’ların birçoğu hayatlarını ilahi normlara ve tanrıları ile atalarının emirlerine sıkı sıkıya bağlı bir şekilde yaşamaktadırlar, efendilerinin iyi niyetini kazanabilmek için insan kurban etmeye güvenmektedirler. Ritüel bileşen olan kafaavcılığı grubun zenginliğini tarımsal ve toplumsal verimlilikle güvence altına alırdı. Tanrıların ve ataların gözünde taze kafaların alınması sadece memnunluk verici değildi, aynı zamanda birçok hediye ile ödüllendirilmekteydi. Örneğin ormanlarda temizlenmesi ve bitki ekilmesi gereken ilahi yerlerin belirtilmesi; pirinç tarlalarının korunması; hastalıkların tedavisi; erkeklere savaşta ya da kafaavcılığı sırasında eşlik edilerek başarının garanti altına alınması. Bu yüzden kafaavcılığı Dayak kainatında denge ve ahenk sağlayan bir kurumdu ve çoğu zaman bir erkeğin statüsü kendisini kafaavcılığında kanıtlanmadan olmazdı.

Kafaavcılığına katılımı gösteren en önemli işaret dövmeydi (İban:pantang). Kayan’lar arasında parmaklara antromorfik figür dövmeleri yapılırdı ve bunlar tegulun olarak bilinirdi. Bunlar kafa alındığını göstermesine rağmen, tegulun büyük ihtimalle daha önce bir kabile evi yapılırken kendisine yardımcı olan ruhun teskin edilmesi için insan kurban edildiği anlamına geliyordu. Diğer dövmeler vücudun tamamını kaplardı. Örneğin 1896 yılında fotoğrafı çekilmiş olan bu yaşlı adam (şekil 1) bu modern çağda artık görülmeyen bir stile sahiptir. Göğsündeki merkezi dövme figürü Garing ağacı gövdesini temsil etmektedir; yan tarafında iki adet uzanmış guguk kuş kanadı bulunmaktadır ki bu İban savaş tanrısı Lang Singalang Burong’un mesajcısıdır. Garing ağaçlarının ölümsüz ve yaralanmaz olduğuna inanılırdı, diğer yandan guguk kuşu rütbe ve prestij göstergesi olup balta girmemiş ormanlarda yaşayan kötü ruhların işgaline karşı koruduğuna inanılırdı. İlginçtir ki guguk kuşu (İban:tenyalang) resimleri oyulurken genellikle domuz kurban edilirdi ve işlem başlamadan önce insan kafaları direklere asılırdı çünkü tenyalang’ın ruhunun tahta vücudunu terkettiğine, düşmanların kabine evine uçtuğuna ve orada yaşayan kafaavcılarını güçsüz düşürdüğüne inanılırdı. Kolların alt kısmında ve omuzlarda yer alan dövmeler areca palmiyesinin yapraklarını temsil etmektedir ve kötü niyetli ruhlara karşı bir başka etkin silah olduğu düşünülmektedir. Yani bir anlamda o zamanın Dayak erkekleri görsel olarak balta girmemiş ormanda yaşayan yaratıklar ve bitkilerle kaplanırlardı. Fakat birleştirildiklerinde dövmeler, balta girmemiş ormanda karşılaşılaşılabilecek kötü güçlere –kafaavcıları ve şeytani ruhlar- karşı silinmez bir kamuflaj görevi görmekteydi. Geçmişte dövme, tam olabilmenin birincil araçlarındandı –vücudu ve önemli parçalarını tehlikeli bir dünyada birarada tutmaktaydı- ve belki de bu yüzden Ngaju Dayak “dövmeli adam mükemmel ve kutsal adamdır ve ancak böyle olanlar mükemmel dövmelere sahip olabilir” demiştir.

Büyük bir savaşçının insan avındaki başarısının dövmeyle işaretlenmesi gibi, kadınlar da dokuma, dans etme ve şarkı söylemedeki başarılarının bir kanıtı olarak dövme sahibi olmaktaydılar. Ritüel önlemler sonrasında dokumacılar bir desene başlamadan önce ruhani yardımcılarıyla iletişim kurarlardı. Bu hareketin dokumada yer alacak diğer ruhları kızdırdığına inanılırdı. Tekstil işi tehlikeli bir yüklenimdi ve İban’lar arasında “kadınların savaşı” (kayau indu) olarak bilinmekteydi, sosyal ve ritüel olarak dövmelerle işaretlenirdi. Kayan’lar arasında dövme (tedek) kadınların parmaklarına çeşitli desenlerde elle vurularak yapılırdı (şekil 2) ancak eklemlerden ortaya doğru giden siyah çivi deseni oldukça yaygındı (şekil 3). Song irang (bambu atışları) adlı motif bitki hayatı ve doğurganlık arasındaki bağlantıyı ifade etmekteydi, diğer yandan bileğin üst kısımlarındaki antromorfik desenler koruyucu atalarının ruhlarını ifade ederdi. Çiçek resimleri, Dayak’ların hayatına her yönden girmiş olan ruhani güçleri ve ilişkileri sembolize ederdi. Bitkiler büyük bir yaşayan şey olarak görülürdü ve insanların yaşaması ve ölmesiyle aynı temel özellikleri paylaşırlardı. İban’lar bu yüzden pirinç (padi) tarlalarıyla ilgili olarak bu kadar titizdirler; pirinç bitkilerinin atalarının ruhları olduğuna inanılırdı ve hazmedildiğinde İban’ları “güçlü” yapan fiziksel enerji verirdi.


Shamanlar, Hastalık ve Ölüler Diyarı


Shamanlar (İban: manang) Dayak toplumunda hürmet edilen kişilerdi. Bu kişiler, kehanet ve iyileştirme yeteneğine sahiptiler ve bazen ruhlarla olan bağlantıları nedeniyle halk bu kişilerden korkardı. Shamanlar sadece hastalıkları iyileştiren ve iyileşme yöntemi belirleyen doktorlar değildiler, aynı zamanda hava durumu ve yiyecek tedariğini kontrol eden engin, bilinmeyen ruhani güçlerin aracılarıydılar. Doğaüstü ile insanlar arasında bağ görevi görürlerdi, manang’lar Dayak inancındaki ruhlardan ve mitolojik varlıklardan bazılarına tanıklık etmiş ve iletişim kurmuşlardır. Bu ruhların bir çoğu ki bunlara bitkiler ve artık yaşamayan ünlü atalar da dahil, yakalanmış ve asistan olarak kullanılmıştır (İban: antu nulong).

İban inancına göre bazı fiziksel hastalıklar, direkt olarak manevi yönden yetersiz olduklarını gösteren kişilere karşı ilgili olan şeytani ruhların (antu) dışa vurumuydu. Eğer ki bir shaman antuyu kurbanlarla yatıştıramazsa, ahşap heykelcikle ayartamazsa, ve havlamak, homurdanmak, hatta bazı durumlarda öldürmeyi deneyip başaramazsa, yani hastalığı iyileştirmede başarılı olamazsa, hasta olan kişi için isim değiştirme töreni yapılır ve bileğine bir dövme yapılırdı. Yeni isim, hasta kişiyi hastalık-taşıyan ruhlardan saklardı ve dövme sembolik olarak hastanın vücudunu tekrar düzenleyerek hataları giderirdi. Bu ideoloji, insanları dağlayan İban demirci tanrısı Slempandai’den alınmıştır. Bu nedenle, İban ve diğer Dayak dövme desenlerinin iyileştirici güçleri olduğuna inanılan varlıklar ve bitkilerle bağlantılı olması sürpriz değildir. 1927’de fotoğraflanmış bu Kayan kadının (şekil 4) aso adlı yılan-benzeri dövmeleri vardı. Dikey bantların alt kısmındaki sargı soyut bir “A” harfine benzemekte olup tuba kökü desenidir. Hem aso’dan, hem de tuba deseninden şeytani ruhlar korkmaktadır ve ilginçtir ki tuba bitkisi ezildiğinde ortaya zehirli bir sıvı çıkar ve bu sıvı balıkların sersemletilmesinde kullanılır. Mitolojide tuba Dayak’lara yılan tanrısı Panggau tarafından verilmiştir ve bu yüzden bu desenin koruma amaçlı kullanımı bir sürpriz değildir. Silong lejau (kaplanın yüzleri) ruhlara karşı kullanılan önemli ve güçlü dövme sembolleriydi (şekil 5). Bunlar bir Dayak hikayesiyle bağlantılıdır; hikayeye göre timsah ve kaplan sembolleriyle bezenmiş bir tören giysisi giyen shaman, halkına rahatsızlık veren şeytani ruhları korkutup uzaklaştırmak için kabile evinin girişini bloke etmiştir.

Dayak dövmesinin kötülüğe karşı koruyucu özelliği tartışılmış olmasına rağmen, özellikle doğaüstü güçler tarafından ele geçirilen kişilerin iyileştirilmesinde dövme yapılması bütün köy halkının katıldığı bir başlangıç ayiniydi. Dövme operasyonları kabile evinde yapılmazdı, bunun yerine bazı gruplarla birlikte özel olarak inşa edilmiş çadırlarda yapılırdı. Tüm tören boyunca, ailenin erkekleri havai kumaşı giyerlerdi. Havai kumaşı genellikle köy liderlerinin cenazelerinde cesedin üzerine örtülür ya da ölen köy liderinin dul eşleri tarafından giyilirdi. Diğer zamanlarda kafaavcıları havai kumaşını törenlerde kullanırlardı. Bu yüzden, dövme ve havai kumaşı arasındaki bağlantıya bakılacak olursa, dövme yapılan kişinin tüm toplum tarafından tanınan sembolik bir ölüm yaşayarak hayatının yeni evresine geçtiğine inanılıyordu. Sürpriz olmayan bir şekilde, her bir Dayak topluluğu yaşan ve ölü kişilerden oluşmaktaydı, çünkü bu dünyayı tamamen terk etmiş olan kişiler atalarının diyarında ikamet etmeye devam ederlerdi – ölüler köyü. Burada, mükemmel dünyada evler muhteşemdi, ağaçlar devamlı meyve verirdi, yürüme yolları altın ve mücevherle kaplıdı, bu yüzden her Dayak yaşam sonrasını arzulardı.

Bu kavramların aksine olsa da, diğer açılardan dövmeler ve ölüm ayrılmaz bir şekilde birbirlerine bağlıydılar. Kayan ruhu insan vücudunu terk ettiğinde yaşam sonrasının kasvetli derinliklerinde ölüler köyünü bulmak için yolculuğa çıkardı. Kayan ruhları doğaüstü uçuşları sırasında bir çok engelle karşılaşırlar: en ürkütücüsü Ölüler Nehridir. Geleneğe göre sadece ailelerine ve kafaavcılarına cömert bir şekilde hizmet etmiş ve el dövmesi –başarının anahtarı- bulunan kadınlar tehlikeli sular üzerindeki kütük köprüden geçebilirdi. Maligang, köprünün kötü niyetli muhafızıydı ve çoğu zaman kişileri köprünün üzerinden dev bir kedi balığı olan Patan tarafından yenilmek üzere aşağıya atardı. Ancak eğer ki ruhun dövmeleri düzgün bir şekilde yapılmışsa diğer tarafta kendisini bekleyen karanlığa geçmesine izin verilirdi. Bu soluk dünya sessiz ve rahatsızlık verici olsa da, ruhun dövmeleri parlak bir şekilde yanmaya başlar ve manevi vücudu ataları yer alan ebedi dinlenme yerine götürürdü.


Ruhani Sanat Biçimi


Dayak dövmesi ruhani bir sanat biçimi olup insan, hayvan ve bitki görüntülerini birleştirirdi, hayatın üremesini ve kainatta yaşayan varlıklarla ve ruhani varlıkların entegresyonunu ifade ederdi. Dövme yaratıcılığı ölüm ve doğurganlık eksenleri etrafından dönerdi. Dövmecilik, Dayak’ların ölümün bir son olduğunu ve varlıklarının yokedilemez olduğunu reddettiklerinde görsel şahitlik yapardı. Tanrılarının hayatlarına her gün törenlerde gıpta edilmesi sayesinde Dayak’lar ilahi güç biçimlerini yarattılar ve bu sayede sonsuzlukta insan yaşamının idamesini garanti altına aldılar.

Yasal Uyarı: Bu yazılar dragon tattoo piercing(ilyas Yılmaz) a aittir. Noterden onaylıdır, kopyalanması veya değiştirilmesi halinde yasal işlem yapılacaktır.